Gilles Deleuze: “Davetsiz Misafirler”

Yazar

Fransızca Aslından Çeviren:
Deniz KARAKULLUKCU

Fransız düşünür Gilles Deleuze‘ün, İsrail’in Lübnan’ı işgaline bir eleştiri olarak yazdığı bu makale, 7 Nisan 1978 tarihinde Le Monde’da yayınlanmıştır.[1]

Neden yersiz yurtsuz olmalarına karşın Filistin toplumunu meselenin “meşru muhatabı”interlocuteur valable olarak ele alıyoruz? Filistinliler, ellerinden alınan bir ülkenin sahibi sayılabilirler mi? Bu süreç içerisinde Filistinlilere, koşulsuz şartsız teslim olmak dışında hiçbir şans tanınmadı ve onlara sunulan yegâne yol ölümdü. Bu sırada, Filistinlilerin İsrail’e karşı verdiği mücadele, dünya basınında açıkça terörizm muamelesi görürken, İsrail’in eylemleri (ne kadar orantısız olursa olsun) terörle mücadele yolunda yapılan meşru müdahaleler olarak nitelendiriliyor. Bütün bunlar yaşanırken ölen bir Arap’ın canı, bir Yahudi’ninkine kıyasla değersiz görülüyor.

İsrail, 1969’dan bu yana, Lübnan’ın güneyini durmaksızın bombalamaya ve insanları ateşe tutmaya devam etmektedir.  Yine İsrail, Lübnan’ın geçtiğimiz aydaki işgalinin, on bir kişilik bir terörist grubun, otuz bin kişiden oluşan Tel Aviv komando birliğine yaptığı saldırıya cevap vermeyi amaçlamadığını; bunun yerine, askeri müdahaleye ortam hazırlayan bir dizi operasyonun önceden planlanmış son ayağı olduğunu resmi ağızdan doğruladı. Geri kalan herkes tarafından davetsiz misafir muamelesi gören yersiz ve yurtsuz Filistinlilerin, belli başlı ülkelerden para ve silah desteği almalarıysa, siyaseten yapayalnız oldukları gerçeğini değiştirmiyor.

Filistinli muhariplerLes combattants palestiniens, buna rağmen, Filistin’in Lübnan’ın güneyinde kalan tek askeri gücü olan direniş gruplarının İsrail birliklerini başarılı biçimde geri tutmasıyla, yakın zamanda kesin bir zafer kazandıklarını söylüyorlar. Diğer yandan İsrail, işgal sırasında Filistinli mültecileri, Lübnanlı köylüleri ve yoksul çiftçileri askerlerden ayırt etmeksizin art arda saldırılar düzenledi. Bu saldırılar sırasında birçok köy ve kasaba yerle bir oldu ve sivil halk parça tesirli patlayıcılar kullanılarak katledildi. Lübnan’ın güneyinde yaşayanlar, İsrail’in birer terör eyleminden ayırt edilmesi güç saldırıları nedeniyle sürekli göç halindeler: Bir evlerine kavuşuyorlar, bir terk etmek zorunda bırakılıyorlar. Bölgede işler kızıştığından beri iki yüz bin insan evsiz kaldı. İsrail Devleti, daha önce Celile’de ve sonrasında 1948’de başka yerlerde kullanarak başarıya ulaştığı yöntemi şimdi de Filistin’i Lübnan’ın güneyine iteleyerek uyguluyor.

İsrail, tek yaptığının Filistin’li mültecilerden oluşan muharipleri bertaraf etmek olduğunu iddia etse de bu durum, geleceğin muhariplerine dönüşecek binlerce yeni mültecinin ortaya çıkmasına neden oluyor.

Fransa-Lübnan ilişkileri, İsrail Devleti’nin böylesine hassas ve karmaşık bir ülkede yaptığı katliamı dile getirmemizin tek sebebi değildir. İşin bir diğer yönü de, İsrail-Filistin modelininiki devletli çözüm, ç.n. günümüz dünyasında terör sorununun çözümüyle alakalı belirleyici bir rol oynamasıdır. Devletlerin uluslararası anlaşmalarının beraberinde getirdiği küresel yargı ve denetim mekanizmasıl'organisation d'une police et d'une juridiction, hâkimiyet alanını kaçınılmaz biçimde genişletirken, bu alanda bulunanları potansiyel birer terörist olarak resmediyor. Elimizde, İç Savaş zamanlarından bile daha kötü şartlara gebe bir gelecek yaratma yolunda adeta bir araştırma laboratuvarı görevi gören İspanya’yla benzeşen bir örnek var.

Günümüzde bu deneyin başını, diğer bazı ülkelerde finanse edilip geri kalan ülkelere uygulanacak bir baskı modelimodele de répression düzenleyen ve bu siyaseti muazzam şekilde sürdüren İsrail Devleti çekiyor. İsrail, kuruluşundan bu yana, Birleşmiş Milletler’in kendisini açıkça kınayan kararlarının aslında uyguladığı siyaseti daima haklı çıkardığına inandı ve işgal altındaki bölgelerden çekilmesi yönündeki çağrılar sonucunda, söz konusu bölgeleri sömürgeleştirmeyi görev bildi. Şimdi de uluslararası güçlerin, Lübnan’ın güneyine yaptığı sevkiyatın kendisi için mükemmel sonuçlar doğuracağını düşünüyor…  Tabii eğer bölgeyi tamamıyla denetimi altına alabilirse. Dünya ülkeleri, tarihte eşi benzeri görülmemiş bu gaspla alakalı suskunluklarını, ancak ve ancak gerekli şartlar oluşturulup Filistinliler, hak ettikleri şekilde, başlamasında pay sahibi olmadıkları bu savaşın “meşru muhatabı” olarak tanındığı zaman bozacaklardır.


[1] //www.lemonde.fr/archives/article/1978/04/07/les-geneurs_2972692_1819218.html