Marius Petipa, Rus dünyasının sayılı koreograflarından biriydi. Elinden elliden fazla koreograf çalışması çıkmış ve herkesin gözünde hayranlık uyandırmış biriydi. Dönemin yıldız bestecisi Pyotr İlyiç Çaykovski ile 1890 yılında güzel ve basit bir hikaye olan Uyuyan Güzel isimli hikayeyi sahneye taşımak için bir araya geldiler. Hikaye, bir peri masalı olan 1697 tarihinde yazılmış La Belle au Bois Dormant ismindeki Charles Perrault eserinden alınmış olsa da, neredeyse 14. yüzyıldan beridir halk arasında bilinmekteydi. Çaykovski, bundan sadece birkaç yıl önce Kuğu Gölü Balesi’nin prömiyerini yapmıştı. Bugünkü düşüncenin aksine, Kuğu Gölü zamanında oldukça alaya alınmış ve insanların canını sıkmıştı. “Ciddi” bir bestecinin baleye çalışmasına yönelmesi şaşırtıcı ve görülmedik bir durumdu. Çaykovski, bu türün sadece meraktan değil, gerçekten ciddiye aldığı bir tür olduğunu herkese kanıtlamakta ısrarcıydı. Kendisi, İmparatorluk Tiyatroları Müdürü’ne bestesinin haberini vermek için aynen şöyle yazdı: “İşin hakkını verebilmek için yeterli boş vakte ve güce ihtiyacım var, çünkü bu sadece eldeki malzemelerden alelade bir bale müziği hazırlama meselesi değil: Bu türde bir chef d’oeuvre (şaheser) yazmayı hedefliyorum.”[1] Bestecinin tüm eserleri arasında alınabilecek en kötü tepkiyi Kuğu Gölü almıştı. Çaykovski kendini kanıtlayacağından emindi. St. Petersburg’daki ‘Mariinsky Tiyatrosu’nda 1890 yılında prömyer yapıldı. Bale üç perdeden ve bir giriş bölümünden oluşuyor.

GİRİŞ: VAFTİZ TÖRENİ

Kral XXIV. Florestan ve kraliçenin biricik kızları Prenses Aurora’nın vaftiz töreniyle hikaye başlar. Bu törene, prensesin altı peri annesi de çağırılmıştır. Bu periler: Güzellik, cesaret, iyilik, müzikal yetenek ve haylazlığı temsil ediyordu. (Farklı kaynaklarda: Kristal Çeşme’nin Perisi, Büyülü Bahçe’nin Perisi, Derin Orman’ın Perisi, Şarkıcı Kuşların Perisi ve Altın Asma Ağacı’nın Perisi olarak da anılıyorlar.) Altıncı periyse Lila Peri’ydi ve kendisi diğer periler içerisinde en önemli ve güçlüsüydü. Törenin ilerleyen saatlerinde periler Aurora’ya olan hediyelerini vermeye başladılar. Verdikleri hediyeler perilerin anıldığı isimlerle ilişkiliydi. Ona güzellik, cesaret ve ne olursa verdiler. Ta ki kötü peri Carabosse fareleri, gargoyle ve iblisleriyle gelene kadar. Karşılama görevlisi, törene Carabossa’yı davet etmeyi unutmuştu. O gelirken, Lila Peri kendi hediyesini vermek üzereydi. Carabossa öfkeden kaşlarını çatmış ve Prenses Aurora’yı lanetlemişti. Prenses evlilik çağına geldiği zaman parmağını iğneleyeceğini, hemen ardından da öleceğini söyledi. Lila Peri kendi hediyesini Carabossa geldiği zaman veriyor olduğu için yarıda kalmıştı. O yüzden Aurora’nın ailesine gelecekte bu laneti bozacağına söz verdi. Hediyesini buna kullanacaktı. Laneti uzun bir uykuya çevirecekti ve sonrasında cesur bir prens tarafından uyandırılacaktı. Giriş bölümü işte bu olayla beraber son bulur.

I. PERDE: BÜYÜ

Köylüler, sarayın bahçesinde Aurora’nın 18. yaş gününü kutlamak için düzenlenen şenlikte dans ederler. Bu anın tasviriyle perde açılır. Bu özel gün aynı zamanda Aurora’nın dört prens arasından gelecekteki eşini seçeceği gündür. Prenses, mutlu bir biçimde misafirlerini karşılar. Güzel karşılamasının sonucunda her misafirinden birer gül kabul eder. Aurora mutlu bir şekilde dans ederken, yaşlıca bir hanım dikkatini çeker. Bu hanım ona çok ilginç bir hediyeyi takdim eder. Bir iğ[info desc=”Ağaçtan yapılmış, pamuk, yün ve benzeri şeyleri eğirmekte kullanılan, ortası şişkin, iki ucu sivri bir araç.”][/info]prenses, ailesinin itirazlarına rağmen ilgisini çok çeken bu cisimle oynamaya başlar. Oyun, prensesin elini iğin sivri kısmıyla delip kanatmasıyla son bulur. Carabossa, büyük bir sevinçle ortaya çıkar. Aurora’nın dikkatini dağıtan hanım Carabossa’nın ta kendisidir. Carabossa sarayın etrafında uçmaya başlar. Lila Peri, vaftiz törenindeki sözünü tutmuştur. Aurora ve saraydaki köylüleri uyku büyüsüyle büyüler. Asmalar; büyür, çürür… Tüm sarayı sararlar. Orman dahi etraftaki her şey uyumaya başlamıştır…

II. PERDE: UYANIŞ

100 sene geçmiştir… Genç Prens Desire, av partisini uyuyan ormanın yanındaki gölün başında dinlenmek için durdurdu. Başına geleceklerden bihaberdi.İçinde tuhaf bir huzursuzluk vardı. Eğlencelere katılmayı reddediyordu. Av borusu çaldığında eve girme vaktinin geldiğini anlamış fakat gidesi yoktu. Eşlikçilerini gönderdi, kendisi gölün başında oturup düşüncelere daldı. Tam o sırada, Lila Peri gondoluyla cesur prensin yanına geldi. Aurora’yı prensin düşlerine sokmuştu. Ancak ne zaman prens Aurora’ya ulaşmaya çalışsa düş kaybolup gidiyordu. Defalarca çabalamış olsa da nafile, ulaşmanın imkanını bulamamıştı. Eli kolu bağlı kalmış prens periye, onun yanına ulaşmak için yalvarıyordu.

Peri, prensi gondoluna aldı. Birlikte ormanın içindeki karanlığa doğru gitmeye başladılar. Prens saraya giden yolu açmak için pek çok sarmaşık ve örümcek ağıyla uğraşmak zorunda kaldı. Fakat hiçbir şey gerçek aşkına ulaşmaktan daha önemli değildi. Düş, Aurora’nın uyuduğu odaya gelene kadar kaldı. Prens odaya girdiğinde Aurora’nın gerçek bedeniyle karşılaştı. Prensesin dudaklarına bir buse kondurdu. Oda ışıklara büründü, sarmaşıklar, örümcek ağları ve kasvet yok olup gitti. Aurora gözlerini açtı ve gerçek aşkının suratına dikkatlice baktı. Onlar zaten daha önce tanışmıştı. Bir zamanlar, rüyada… Ve büyü sonunda bozulmuştu.

III. PERDE: AURORA VE PRENS’İN DÜĞÜNÜ

Büyü bozulduktan sonra uyanan halk, büyünün bozulduğu “büyülü” öpücüğün bağladığı aşkın evlilik töreninde dans ederler. Sahne bu şekilde açılır. Düğüne prensin ailesi ve periler de katılır. Her peri masalında olduğu gibi sonsuza dek mutlu yaşarlar…

Eserin her kısmı oldukça etkileyici olsa da, özellikle ilk perdedeki “vals”, yine ilk perdedeki Aurora’nın prensleri karşılama müziği olan “Rose Adagio“, son olarak da Aurora ve prensin dans ettiği “Pas d’action” kısmı eserdeki en dikkat çeken noktalardır diyebiliriz. Eserin girişi oldukça coşkuludur. Şahsi düşünceme göre eserdeki en güzel kısım hemen ikinci parça olan Marş’tır. Çaykovski, kendini kanıtlamaktan öte, Rus ekolünün en başarılı ve profesyonelce hazırlanmış eserlerinden birini ortaya koymuştur.

Son Okuma:
Bartu ŞİMŞEK


[1] Alıntı: En Sevilen Klasikler.