Talat Paşa ve Cavid Bey ile Mülakat (6 Eylül 1918)

Talat Paşa ile Mülakat

Sadrazam Talat Paşa, Berlin’e seyahat ederken Viyana’da da bir gün konakladı ve fazlasıyla meşgul olmasına rağmen editörümüze kendisiyle bir görüşme yapma şerefini bize bahşetti. Görüşmede, kış gelmeden evvel sulh tesis edileceği ümidini beyan etti.

“Ekselansları, bugünkü vaziyeti nasıl tasvir ediyorsunuz?” sorusunu kendilerine sorduk.

Talat Paşa şöyle cevapladı: “Bugünkü vaziyette kış gelmeden evvel sulh tesis edilecektir. Bu beklentimi vakıalarla destekliyorum. Harp maddi ve manevi olarak bizleri yıprattı; savaştan nasibimizi aldık. Artık savaşı devam ettirmek ahlaki ve insani olarak açıkça manasızdır.”

“Ekselansları, fakat düşmanlarımız hâlâ askerî bir zafer kazanılabileceği iddiasındadır.”

Gülerek cevap veriyor Türk devlet adamı: “Herkesin ağzında bu var. Herkes aynı şeyi zikrediyor diye bu onu gerçek yapmaz. Amerika da dâhil olmak üzere tüm düşmanlarımız kısa zamanda savaşı devam ettirmenin hiçbir manası olmadığını anlayacaktır. İnanıyorum ki, kıştan evvel sulh tesis edilecektir.”

Maliye Nazırı Cavid Bey ile Mülakat

Berlin’den İstanbul’a dönen Türk Maliye Nazırı Cavid Bey Viyana’da bir gün konakladı ve bu sürede editörümüze bir görüşme şansı doğdu.

“Ancak,” diye gülerek başlıyor Türk devlet adamı “politika ve harp üzerine konuşmayacağım. Bunu politikacılara bırakıyorum. Ben yalnızca maliyeciyim.”

“Ekselansları, çok mütevazısınız. Cavid Bey ismi siyasetten ayrı tutulamaz. Maliye Nazırı olarak savaşla bilhassa iç içesiniz, çünkü savaşı siz finanse etmek durumundasınız.”

“Biz zavallı Maliye Nazırları, savaş zamanı da para bulmak mecburiyetindeyiz, barış zamanı da. Hep aynı mesele ve hiç de sevilen bir mesele değil.”

“Ekselansları, ulusların savaşın ağır yükünü hala taşımaya muktedir olmaları şaşılacak şey değil mi?”

“Gerçekten mucizevi, harbin finansmanı ve ulusların kapasiteleri üzerine geçmişte oluşmuş tüm düşüncelerin aksine bir hadise. Bu soruya getirtilecek en güçlü açıklama, istisna olmadan tüm ulusların bu savaşı bir müdafaa savaşı, kendi varlığını sürdürme savaşı olarak görmesidir; böylece tüm fedakârlıklara katlanabiliyorlar. Bir taarruz harbinde hiçbir ulus kendini feda etmeye bu denli cesareti yetmezdi.”

“Fakat bu fedakârlık sınırının aşılacağından endişe edilmemeli midir?”

Cavid Bey cevap veriyor: “Bu sınıra ulaşmadan aklıselimin galip gelip savaşın bir nihayete ulaşacağını ümid ediyorum. Çünkü ben Harbin başından beri, savaşın savaş meydanlarında nihayete ermeyeceğini savunuyorum.  Bu manada bir askeri zaferin, bir tarafın silahlı kuvvetlerini imha ederek onun barışa zorlandığı bir zaferi mümkün görmüyorum. Antant ülkelerinin şimdi yaptığı gibi burnu yukarıda ve kibirli gevezeliklere rağmen ciddi insanların ciddiyetle askeri bir zaferi ve bu yolla zorlanılmış bir barışı düşündüklerine de inanmıyorum.”

“Ekselansları, biraz da seyahatinizin gayesinden bahsedebilir misiniz?”

Berlin’de yeni bir tahvil çıkardım. Almanya bize faizsiz 45 milyon Türk Lirası borç verdi, bu para önümüzdeki altı ay ihtiyacımızı karşılayacaktır. Viyana’da ise şahsen hiçbir görüşme yapmadım.”

“Türkiye’nin iktisadi vaziyeti ne durumda?”

“Tüm dünya gibi biz de savaştan kötü etkilendik. Bizler umumiyetle tarım ve hayvancılıkla uğraşan bir milletiz ve ülkemizin büyük bir bölümü daha iyi ekilebilir. Fakat tarım eksik insan gücünden kötü etkilenmekte. Gayet iyi bildiğiniz gibi Türkiye, görece nüfus yoğunluğu düşük bir ülkedir ve insan gücünü savaş meydanında kullanmak mecburiyetindedir. İstanbul büyük bir şehir olarak dünyadaki diğer büyük şehirler gibi kendine yetememektedir.”

“Ekselansları, nasıl oluyor da biz Türkiye’den bu kadar az gıda ve keyif verici madde temin edebiliyoruz?”

“Açıkçası bunu ben de anlamış değilim” diye yanıtlıyor Türk devlet adamı. “Fazlaca incir, üzüm kurusu, tütün, afyon ve diğer maddeleri üretiyoruz ve pek tabii satmak istiyoruz. Ama bizden satın alınmıyor. İncirin kilogramının Viyana tezgâhlarında en az 30 Kron olduğunu görüyorum. Hâlbuki şimdi İstanbul’da bir kilo inciri 10 Avusturya Kronu karşılığında satın alabilirsiniz! Almanlar hiç olmazsa pamuk ve yün satın alıyor. Ne yazık ki hâlâ pirinç satamıyoruz.”

Almanca Aslından Çeviren:
Mehmet Ali BİLGE
Almanca Aslından Düzelti:
Bartu ŞİMŞEK

Kaynak:


Neue Freie Presse 7 Eylül 1918 (Talat Paşa) / 8 Eylül 1918 (Cavid Bey)

Ek kategorileri keşfedin:

Diğer Yazılara Göz Atın