Türkiye Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in 12 Mart 1996 Tarihli Knesset Konuşması

Yazar

Çeviren:
Deniz KARAKULLUKCU

Sayın Meclis Başkanı,
Saygıdeğer Knesset üyeleri,

Şalom!
Kardeş halkımız İsrail’in değerli milletvekillerine hitap etmekten büyük onur duyuyorum. Zor zamanlar geçirdiğinizin ve barışa yönelik tehdidin ürkütücü seviyelere eriştiğinin farkındayız. Bu tür kader anlarına göğüs germiş bir millet olarak bizler bugün yaşadığınız zorlukların üstesinden geleceğinizden eminiz.

Aslında sizlere bu pek muhterem mecliste hitap etmeye geçtiğimiz kasım ayında davet edildim, fakat bütün dünyayı derinden sarsan büyük trajedi –Başbakan Yitzhak Rabin suikasti- ziyaretime engel teşkil etti. Bugün burada, sizlerin huzurunda, İsrail’in ileri görüşlülüğü ve cesareti Ortadoğu’yu bir dönüm noktasına getiren bu evladına saygılarımı sunuyorum. Yitzhak Rabin, gelecekte zafer yolunda mucizeler yaratacaklara bir ilham kaynağı olup ölümsüzleşecektir.

Merhum Yitzhak Rabin’in geçtiğimiz Ekim ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı tarihi konuşma bugün hala kelimesi kelimesine aklımda. Şöyle demişti:

Önümüzde gidecek çok uzun bir yol var, fakat sizi temin ederim ki bölgenin tamamına barış getirene kadar durmayacağız; çocuklarımız için, torunlarımız için ve onların torunları için. Hedefimiz ve hayalimiz işte budur ve bunu eksiksiz biçimde başaracağız.

Eski bir Yahudi atasözünün dediği gibi, ‘’mutlak kudret sahibi olan kişi, düşmanından dost yaratabilendir.’’

Geriye dönüp baktığımızda, Başbakan Yitzhak Rabin’in bu sözlerini, geçtiğimiz hafta büyük şehirlerinizin sokaklarında yaşanan çirkin saldırılar sebebiyle derinden sarsılmış ve umudu kırılmış olan bizler çok daha iyi anlıyoruz. Bu kalleş saldırıların arkasındaki sapkınları şiddetle kınıyoruz.

Sayın Meclis Başkanı,
Değerli milletvekilleri,

Türkiye ve İsrail halkları çok iyi bilirler ki, söz konusu barış ve güvenlik olduğunda bir halk diğerinin olmazsa olmazıdır. İnsanın en kutsal hakkı olan yaşama hakkı, bizler için büyük önem arz etmektedir. Eğer devletin yurttaşlarının güvenliğini sağlamaya yönelik görevi, her ne sebeple olursa olsun kısıtlanmışsa, yurttaşların özgürlükleri ve güvenlikleri bir yanılsamadan ibarettir.

Bu konuya özellikle değinme sebebim, iki ülkenin de terörle mücadele vermesinden çıkagelmektedir. Kaynağı ve gerekçesi her ne olursa olsun terörizm, kötülüğe, kalleşliğe ve akla hayale gelmeyecek zalimliklere başvurmaktan asla geri durmaz. Tam da bu sebepten dolayı devlet tarafından hızlı ve kararlı önlemler alınması elzemdir. Terörizm, demokrasiye yönelik büyük bir tehdit olmasının yanında ciddi de bir insan hakları ihlalidir.

Terörizmin vicdanı yoktur, terörizm sınır tanımaz; çünkü iyiliğe giden bir tek yol olmasına karşın kötülüğe birçok farklı yoldan ulaşılabilir. Halklarımız, terör tehlikesinden dolayı geçmişte büyük acılar çektiler.  Son on yılda Türkiye’de terör kurbanı olan erkek, kadın, çocuk ve yaşlı sayısı 9000’i aştı. Okulları, hastaneleri ve evleri dahi bombalayan teröristler, geride sadece büyük yıkım bıraktılar.

Teröristler, varlıklarını ancak başka ülkeler tarafından beslendikleri müddetçe sürdürebilirler. Terörü destekleyen bütün ülkeleri şiddetle kınıyoruz. Dahası, teröristlere yardım ve yataklık edenler ve uluslararası terörü görmezden gelenleri temin ederim ki kendileri de bir gün mutlaka arka çıktıkları teröristlerin hedefi haline geleceklerdir.

Teröristler için ulaşacak hiçbir iyi bir amaç yoktur. Tarih göstermiştir ki, terörizmin sonu daima kendi kendini yok etmek olmuştur.

Ayriyeten, eylemlerini İslam kisvesi altında gerçekleştirenler, uğruna savaştıklarını iddia ettikleri İslam’ın adını karalamaktadırlar. Kuşkusuz ki İslam, barışın ve hoşgörünün dinidir. İslam, hayatın güzelliklerini öğütleyen ve içinde en yüksek ahlaki değerleri barındıran bir dindir. Hiç kimse, terörizmin yaşadığımız dünyanın sevgiyi ve şefkati telkin eden kutsal dinlerinden birine leke sürmesine müsaade etmeyecektir.

Sayın Meclis Başkanı,
Değerli milletvekilleri,

Barış, pek değerli bir araçtır. Ne çok kısa sürede elde edilebilir, ne de erişmesi bir ömür boyu sürer. Barışa ulaşmak için nefes almadan çalışmalıyız ki gelecek kuşaklar bizlerden daha mutlu ve güvenli bir hayat sürebilsinler. Fakat şunu unutmamalıyız, barış arayışımız belli durumlarda pahalıya mal olabilir.

Umuyoruz ki, yakın zamanda yaşanan terör saldırıları, taraflar arasındaki süregelen diyalog sürecini sekteye uğratmayacaktır, çünkü barışı sağlamak bizler için büyük önem arz etmektedir. Tünelin sonunda ışığı görünce oyalanmamalı veya geri adım atmamalıyız, hız kesmeden yolumuza devam etmeliyiz; Ortadoğu halkları yeterince acı çektiler.

Bölgedeki ülkeler işte tam da bu nedenle aralarında güvene dayalı ilişkiler kurmalılardır. Yıllardır süren hasımlığın yerini yalnızca sabra ve yapıcı tutuma dayalı komşuluk ilişkileri doldurabilir.

Bu sürecin kolay geçmeyeceğinin bilincindeyim. Yürekten inanıyorum ki çabalarınız boşa gitmeyecektir. Kapsamlı bir barışın temelleri atıldı mı peşinde dayanışma, hoşgörü ve refah rüzgârları esmeye başlayacaktır. Hemen arkasından gelecek iktisadi karşılıklı bağımlılık, bölge halkları arasındaki husumetin kökünü kazıyacaktır.

Değerli milletvekilleri,

Halkların ve kültürlerin arasındaki ilişkinin hızla geliştiği, gün geçtikçe küçülen bir dünyada yaşıyoruz Eski husumetlerin yeniden canlanması, etnik temizlik ve yabancı düşmanlığı, küreselleşmeye yönelik dinamizmin önünü kesmekten başka işe yaramayacaktır. Uzun süreli husumetler yavaş yavaş ortadan kaybolurken ve hoşgörü, insan ilişkilerini etkileyen ana faktör halini alırken, çekişmeler ve savaşlar yerini uyuma ve barışa bırakıyor.

Bizler de aynı İsrailli kardeşlerimiz gibi ufukta görünen hakiki barışın bölgesel işbirliğine kapı arayacağından eminiz. Türkiye, tamama erdiğinde bölgedeki ülkelerin kuşkulu bir düşünce yapısından sıyrılarak emeklerini ve kaynaklarını terakki ve kalkınma yolunda tahsis etmesine vesile bu altın fırsatı sağlayacak Ortadoğu barış sürecini tüm kalbiyle desteklemektedir.

Ortadoğu’nun sahip olduğu potansiyel ortadadır. Bunun yanında bölgesel işbirliğinin Ortadoğu halklarının refahını ne şekilde etkileyebileceğini görmek için de müneccim olmaya gerek yok. Doğacak olumlu sonuçların ardından, bunun gibi bir işbirliği diğer kıtalara doğru yayılacaktır. Bu fırsatı iyi değerlendirip bölge tarihinin bu önemli dönüm noktasını hız kaybetmeden yakalamalıyız.

Sayın Başkan,
İsrail demokrasisinin yılmaz bekçileri,

Günümüzde siyasi coğrafyamızda yaşanan değişiklikler, kaderimizde yaşanacak değişimleri beraberinde getiriyor. Çağımızın önemli sorunları, bulunduğumuz bölge içinde ve çevresinde çözülecektir. Yeni bir yüzyıla girerken kader, önümüze Balkanlarda, Karadeniz bölgesinde, Kafkaslarda, Orta Doğu’da ve Orta Asya’da yeni umutlar ve yeni zorluklar çıkarıyor.

Demokrasi değerlerini ve serbest pazar ekonomisini bölge boyunca teşvik etmeyi başlıca vazifelerimizden biri olarak görüyoruz. Türkiye’nin zengin demokratik arka planı, laik devlet anlayışına olan güçlü bağlılığı ve serbest piyasa ekonomisi konusundaki engin deneyimi;  aramızdaki tarihsel, kültürel ve geleneksel bağlar aracılığıyla daha geniş bir bölgede yaşayanlarla kenetlenmemize ve bu zor görevin üstesinden gelmemize olanak sağlıyor.

İşte tam da bu nedenle yoğunlaştırılmış bölgesel işbirliğini önemli bir araç olarak görüyoruz. İnanıyoruz ki, bölgedeki ülkeler arasında artan iktisadi karşılıklı bağımlılık ve güçlendirilmiş ticari ilişkiler, dönüşüm sürecinin düze çıkışı konusunda olumlu etkiler doğuracaktır. Bunun yanında farklılıkların ve çatışmaların bir kenara bırakılması yönünde bölgede olumlu bir hava oluşacaktır.

Karadeniz ekonomik işbirliği projesi çerçevesindeki başlıca rolümüz, bu hususta başarıya ulaşmıştır. Balkanlardan başlayıp Orta Asya’ya uzanan geniş bölgede bulunan,  600 milyona yakın insanı temsil eden ve çok büyük miktarda ve çeşitliliği yüksek kaynaklara sahip bir grup ülke, bölge genelinde ticaret, iletişim, teknoloji, madencilik ve çevre alanlarında çalışan iki insiyatif çerçevesinde bir arada faaliyet gösteriyorlar.

Türkiye’nin bölgedeki önemi, Orta Asya’da ve Kafkaslarda bağımsız ülkelerinin ortaya çıkmasının ardından daha da arttı. Bu bağımsız ülkelerde yaşayan insanlar bizim kardeşlerimizdir ve bu ülkeler Türkiye’yi ekonomik ve siyasi kalkınma konusunda örnek almaktadırlar.  Türkiye, onlar için modern altyapı tesisleri kurmaktan tutun da ticari malların ithalatına, iddialı kalkınma projelerinin yapımına kadar elinden gelenin en iyisini yapmaktadır. Türkiye’nin bulunduğu konumdan faydalanmak isteyen yabancı girişimciler, bu ülkelerde Türk meslektaşlarıyla beraber çok sayıda alanda yatırımlar yapmaktadırlar.

Türkiye’nin yeni yol haritasından bahsedecek olursak, ülkemizin bu yılın başında gümrük birliğine katılması ve Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefimiz bize önemli fırsatlar sunuyor. Türkiye, dinamik ve büyüyen bir ekonomiye sahip, bunun yanında ilk on yükselen ülkeden biri olarak görülüyor. Şimdiden AB’nin en büyük onuncu ticari ortağı pozisyonundayız. Bulunduğumuz konum ve Orta Asya, Ortadoğu Kafkasya ve Balkan ülkeleriyle aramızda bulunan bağlar, üçüncü dünya ülkelerine ticaretlerini ve yatırımlarını çeşitlendirip güçlendirmeleri hususunda yeni imkanlar sunuyor.

Sayın Başkan,
Değerli milletvekilleri,

Soğuk Savaş sonrası dönemin jeopolitik gelişmelerini yakından izleyenler, Türkiye’yi parlak bir geleceğin beklediğinin farkındalar. Sizi temin ederim ki, İsrail’le aramızdaki 50 yıllık kesintisiz ilişki ışığında, işbirliğimizi güçlendirmeyi ve iyileştirmeyi hedefliyoruz. Bu işbirliğine üçüncü dünya ülkelerindeki ortak girişimler de dahil. Ekonomilerimiz birçok yönden birbirini tamamlıyor ve her şeyden önemlisi iki taraf da ilişkilerimizi ileriye taşımak konusunda istekli bir tutum sergiliyor.

Ziyaretim sırasında imzaladığımız Türkiye-İsrail serbest ticaret anlaşması, ülkelerimiz arasındaki ticareti ve yatırımları hızlandıracak ve uzun vadede ekonomik entegrasyonumuzu tamamlayacak tarihi bir adım olmuştur. Bu anlaşma, her iki ülkenin yatırımcıları için de yeni ufuklar açacaktır.

Ülkelerimiz arasında azami seviyeye çıkarılması elzem olan bu kendine has ilişkiden büyük memnuniyet içinde olduğumuzu belirtmek isterim. Geçtiğimiz birkaç yılda yaptığımız üst düzey ziyaretler, ilişkilerimizin düze çıkmasında büyük rol oynadı. Fakat her alanda ve her düzeyde kurduğumuz etkileşimler, şüphesiz ki bağlarımızı daha da güçlendirecektir. Bu bağları meclisler düzeyinde de sürdürmeliyiz.

Sayın Başkan,
Değerli milletvekilleri,

Türkiye ve İsrail resmi ilişkilerini neredeyse 50 senedir sürdürüyor. Oysa Türk ve Yahudi halkları arasındaki ilişkinin kökleri bundan çok daha eskiye dayanıyor. Bundan 500 sene önce İber yarımadasındaki zulümden kaçan Yahudiler, Osmanlı İmparatorluğu’na sığınmışlardı. Sonraları, bu sefer İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan acı olaylar, Yahudiler için yeni bir ‘’Exodus’’a sebep olmuştur. Hem Osmanlı İmparatorluğu, hem de Türkiye Cumhuriyeti döneminde, zulme uğrayan Yahudilere kucak açtık ve onlara sıcak birer yuva sunduk.

Bahsettiğimiz zor günlerde Avrupa’dan Türkiye’ye kaçan değerli Yahudi adamları ve üniversite profesörleri, Türkiye’nin kültürel yaşamına büyük katkıda bulunmuşlardır. Türkiye’de yaşayan Yahudi toplumu, günümüzde de milletimizin sosyal ve kültürel mozaiğinin ayrılmaz parçasıdır.

Türkiye’nin bütün dünyaya örnek teşkil eden hoşgörü kültürü de Türkiye’de anti-semitizm’in hiçbir şekilde varlık gösteremeyeceğinin bir diğer teminatıdır. Bağlarımızı kuvvetlendirmeye, işbirliğimizi güçlendirmeye ve ilişkilerimizi ortak tarihimize yakışır biçimde inşa etmeye kararlıyız

Knesset’in değerli üyeleri,

Özgür biçimde seçilmiş bir meclis; özgür siyasi partilerle, özgür basınla ve özgür sendikalaşmayla birlikte çoğulcu bir demokrasinin cevherini oluşturur. Demokrasi, yalnızca en iyi siyasi sistem değil, ayrıca zamana en güçlü biçimde direnen siyasi sistemdir de. Haysiyetli bir yaşama giden yol, ancak ve ancak demokrasiden geçer. Demokrasi bizlere özgürlüğü, eşitliği ve temel insan haklarını sunar. Demokrasi, bulunduğu yerde hoşgörü ve güvence yayar. Demokrasi, bizler için en az su ve hava kadar elzemdir. İsrail demokrasinin yılmaz bekçisi Knesset’i bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan,

Konuşmamı sonlandırırken bu güzel memleketi ziyaret eden ilk Türkiye cumhurbaşkanı olmaktan ve İsrail devletinin ve İsrail halkının bizlere gösterdiği alakadan dolayı duyduğum mutluluğu bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.